2019-05-16
Azərbaycan Respublikasının İstanbuldakı Baş konsulu Məsim Hacıyevin Ümummilli Lider Heydər Əliyevin anadan olmasının 96 illiyi münasibətilə "Milliyet" xəbər portalında məqaləsi yayınlanmışdır.

Her bir  fani  gibi doğumunun 96. yılında çağdaş Azerbaycan Cumhuriyeti”nin kurucusu, ulu önderimiz Haydar Aliyev”i  de dünyaya emanet ettiği eserleriyle anmak her birimizin vazifesi olduğu inancındayız. Fakat Haydar  Aliyev”i  öteki fanilerden farklı kılan sayısız özellik ve husus bulunmaktadır. O husus ve özelliklerin başında “Devlet adamı” niteliği gelmektedir.

“Beni görmek demek mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi, benim duyğularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir.”

Türkiye Cumhuriyeti”nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün bu anlamlı sözleri aslında ülkeleri çağdaş ilke ve temeller üzerinde kuran tüm liderler için geçerlidir. Zira onları yaşatan dinamikler geleceğin ve belki sonsuzluğun ta kendine ait olan dinamiklerdir. Evet onların kurdukları dün, bizim bugünümüz, bizden sonrakilerin yarını, ”Devlet adamı” niteliği herkesten kabarık olan o liderlerinse geleceği ve ebediyetidir. Onlar kendi ebediyetlerini gelecekten çok önce kurmuş ender insanlardır.

Henüz İkinci Dünya Savaşı’ndan önce devlet kademesindeki onurlu görevine başlayan Haydar Aliyev’in seçkin devlet adamı niteliği kazanmasındaki ana etken  tüm basamakları   profesyonellik, disiplin ve çalışkanlık  kriterine harfiyen uyarak yükselmesindeydi. İlerleyen dönemdeki siyasi kariyerinde  de o ilkelere daha sıkı biçimde  sadık kalarak  onları  öncelikle çalışma ekibine, daha sonra ise ülkeye örnek olacak duruma getirdi.

Halkından hiç kopmadı. Daha 1970’li yılların başından kendisiyle teşvik-i mesaisi olmuş yazarlar, akademisyenler, gazeteciler sürekli halkın arasında bulunan, fabrikalarda işçinin sorunlarını dinleyen, tarla kenarlarında çiftçilerle çay içen Haydar Aliyev”in çalışma temposuna ayak uydurmamaktan bahsederlerdi. Halkla kurduğu  iletişimin  oluşturduğu bütünlük Haydar Aliyev’in yöneticilik yeteneğinin çok az liderde bulunan özelliğiydi. Gözlerini dünyaya kapamasından kısa süre önce  ata yurdu Nahçıvan’da yaptığı bir toplantıda ilkokul öğretmeninin konuşmasını sabırla dinliyor, tavsiyelerini not ediyor, gereken talimatları anında görevlilere veriyordu. Konuşmasından şunu anlıyorduk ki Ağustos 1990’da Nahçıvan’a  döner dönmez hiçbir resmi kimliği olmamasına rağmen bilim adamlarına yön göstermiş, belirli bölgelerde onların arkeolojik kazılar yapmalarını teşvik etmişti. O’nun vatan sevgisinin kodları işte bu detaylarda saklıydı. O’nu  sürekli halktan güç ve kuvvet alan bir  devlet adamı  kılan ana özelliklerden biri de buydu: İlgi.

Engin devlet tecrübesiyle merhum ulu önderimiz Haydar Aliyev, devletimizin tüm diğer alanlarında olduğu gibi çağdaş Azerbaycan diplomasisinin de kurucusudur.

Milli devletimizin omurgası olan dışişleri bakanlığımızın temeli 1919 yılında Şark’ın ilk cumhuriyeti olan devletimizin bakanlar kurulu tarafından  atılmıştır.Cumhuriyetimizin dünya ülkeleri ve Milletler Cemiyeti tarafından tanınmasını sağlamak o dönemki Dışişlerimizin ana görevlerinden biri olmuş ve bu amacına  ulaşmıştı. Bağımsızlığımızı kazandığımız 1991 yılından sonra bizzat milletimizin talepleriyle yeniden Azerbaycan’ı yönetme görevini üstlenen ulu önderimiz Haydar Aliyev’in birinci derecede ilgi gösterdiği alan Dışişleri Bakanlığımız oldu. Bakanlıkta görev yaptığım 25 seneden beri bunun doğrudan tanığı olarak şunu söyleyebilirim: merhum ulu önderimiz, Cumhurbaşkanımız Haydar Aliyev, Azerbaycan’ın bağımsız devlet olarak ayakta kalması, güçlenmesi  ve dünya devletleri saflarında  onurlu  yerini alması için  Dışişleri Bakanlığımızın fevkalade roller icra etmesi gerektiğini her gün telkin ediyordu. Topraklarımız ermeni işgali altına düşmüştü, askeri alandaki mücadelemizin diplomasi masaları arkasında desteklenememesinin bize başarı kazandıramayacağını fevkalade  deneyime sahip devlet adamı olarak herkesten iyi görüyordu. Uluslararası kurum ve kuruluşların kürsülerinden yaptığı konuşmalarda ermeni işgalcilerin bir an önce koşulsuz biçimde topraklarımızdan çıkmalarını talep etti. Ulu önderimizin girişim ve talepleri sonucunda Ermeni işgalcilerin topraklarımızdan koşulsuz çıkmaları için BM Güvenlik Konseyi’nin dört önemli karar almasına rağmen hala topraklarımızın bir kısmının işgal altında bulunması bizim haklı taleplerimize karşı uluslararası hukukun aczini gözler önüne sermektedir.

Ulu önderimiz Haydar Aliyev iki kardeş olan Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkilerin ebedi seyrini belirleyen “Bir millet iki devlet” felsefesinin yaratıcısıdır.

Aynı milletin tarihi gelişim dinamiğinden gücünü alan bu felsefe günümüzde Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev ve Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan tarafından başarıyla pratikte uygulanmaktadır.Ulu önderimizin belirlediği “Bir millet iki devlet” felsefesi Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini dünyanın en rahat ve pürüzsüz ilişkisi haline getirmiştir.

Ulu önderimizin 96. doğum gününde dönüp biraz geriye baktığımızda aynı milletin farklı coğrafyaları arasındaki ilişkilerin geçmişte de var olduğunu görüyoruz. Örneğin, Padişah Abdulhamit’in Başmabeyincisi ve en güvendiği kişilerden biri olan Mehmet Emin Daruga zade, Azerbaycan’ın Şeki bölgesinden olup Osmanlı sarayının üstdüzey memurları arasında yerini alabilmiştir.Padişah”ın misafirlerini karşılayan Daruga zade Mehmet Emin, Sarayın dış politikasının belirlenmesinde de  önemli görevler üstlenmiştir.

28 Mayıs 1918’de Azerbaycan’ın  bağımsız devlet olmasından sonra da askeri ve diplomasi alanlarında  koşulsuz olarak ilk yardımı Osmanlı İmparatorluğu temin etmiş, Nuri Paşa kumandanlığındaki Kafkas İslam Ordusu Bakü’yü işgalcilerden ve bölücülerden kurtararak başkenti devletin gerçek sahiplerine  teslim etmiştir.

Ulu önderimiz, kurucu Cumhurbaşkanımız Haydar Aliyev’i  vefatının 96. yılında  rahmet ve minnetle anıyor, aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz.

Dışişleri bakanlığımızın 100. kuruluş yıldönümünü kutluyor, diplomasi ekolümüzün kurulmasında ve gelişmesinde emeği geçen herkese rahmet diliyorum.

növbəti xəbər əvvəlki xəbər